sntkr102
Make your own free website on Tripod.com

SANATKAR

Eğitim Dergisi

 

İzzet Baysal gibi olabilmek...

İnsanların ömrü 60-70 yıl. Bu kısa süreç ortalama 25.000 gün tutuyor. Dünya'da 6 milyar ademoğlu yaşamakta. Bu nüfusun % 1'i Türkiye'de. Yani her 100 kişiden birisi Türk. Ancak Dünya üretim pastasından aldığımız paya baktığımızda bunun % 0,2 olduğunu görürüz. Rakamlara göre olmamız gereken noktadan beş kat aşağıdayız.

Osmanlı Devleti 600 yıl boyunca büyük bir kara parçasında hüküm sürdü. Teknolojik gelişmenin dışında kalan bu devlet zayıflayarak parçalandı ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ömrünü tamamladı. Ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti her işe sıfırdan başladı. Yoksul ülkenin insanları bir çok eski yaşam kalıbını bırakarak yüzünü uygar dünyaya çevirdi.    

İzzet Baysal genç Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ferdidir. Kültürel ve toplumsal değerlerini Atatürkçü düşünceden almıştır. Tüm Dünya'nın büyük bir lider ve devlet adamı olarak kabul ettiği Atatürk, idealist ve yurtsever kuşakların oluşmasında önayak olmuştur.

İzzet Baba gerçek bir Atatürkçü ve örnek bir insan olarak yaşadı. Ömrü boyunca çalıştı ve ürettiği değerleri insanlık için harcama yolunu seçti. Dünya'ya baktığımızda başka ulusların da İzzet Baysal'larının olduğunu görebiliriz. Özellikle Avrupa ve Amerika kıtasındaki gelişmiş ülkelerin zengin bireylerinin vakıf türü örgütlenmelere önem verdiği bilinen bir gerçektir. Buralarda vakıf üniversiteleri, burs sağlama kurumları, sağlık tesisleri hep zengin insanların bıraktığı kaynaklarla çalıştırılmaktadır.

Doğal dokusu, iklimi, coğrafi konumu nedeniyle geleceğin yaşanılır bölgesi olan Bolu İzzet Baysal'ın katkılarıyla 21. yüzyıla yakışan bir şehir olmuştur.  

İlimizdeki üniversitenin 10 bin dolayındaki öğrencisinin ekonomi ve sosyal yaşama katkıları çok büyüktür. Üniversiteyle birlikte ticaret, turizm, sanat, kültür ve eğitim alanında çok önemli gelişmeler olmaktadır.

Eğitimi geliştirmeyen bir ulusun güçlü olabilmesi imkansızdır. Mesleksiz, niteliksiz kuşaklar topluma yük olmaktan başka bir işe yaramaz. Bolu'daki okullaşma ortalaması Türkiye genelinin çok çok üzerindedir. İnsanların kolayca okuyacak okul bulabilmesi toplumun tüm fertlerinin eğitime yönelmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Eğitimin meyveleri çeyrek asırda alınır. Bu çerçevede önümüzdeki 10-20 yıllık süreçte ilimiz okumuşluk ortalaması en yüksek iller arasına girecektir. 

İzzet Baysal tüm bağışlarını eğitim ve sağlık üzerine yapmıştır. Bu unsurlar çağdaş toplum olabilmek için gereken en önemli iki koşuldur. Bizlere düşen sağlıklı, kültürlü ve meslekli insanlar yetiştirebilmek için çalışmak, çalışanlara destek olmaktır. Toplum olarak aydınlık günlere ulaşabilmek için hepimiz İzzet Baysal gibi düşünebilme hedefine yönelmek zorundayız. Her birimiz İzzet Baba gibi bağışlar yapamayız ama herkesin toplum için yapabileceği bir iyiliği mutlaka olacaktır.

Koskoca binalar küçük tuğlaların üst üste konmasıyla ortaya çıkar. Hepimiz büyük binalar yapacak güçte değiliz ama bir tuğla alacak gücümüz vardır.

Sonuç olarak sadece bedenen aramızdan ayrılan ancak yaşam felsefesiyle sonsuza dek ayakta kalacak olan İzzet Baysal gibi olabilmek en önemli düşüncemiz olmalıdır.

 

 

DİLİMİZİN HALİ

NURHAN TOKER-TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

 

İnsanlar sürekli olarak iletişim hâlindedir. Bu iletişimi en yetkin, etkili duruma getiren araç ise dildir. Bilgiyi başkalarına aktarmak, anlaşmayı sağlamak dil ile gerçekleşir. Ayrıca dil “ulus” olma özelliğini kazandıran en önemli ögelerden biridir.

Tarihin eski dönemlerinden beri var olan bir ulusuz. Bu uzun geçmişe bağlı olarak Türkçemiz konuşma ve yazı dili olarak çok köklü bir yapıya sahiptir.

Dünya’da en çok konuşulan diller arasında yer alan Türkçeye ne yazık ki gereken saygıyı göstermiyor, gelişmesi için çaba sarfetmiyoruz.

Anadilimizde var olan sözcükler yerine yabancı kökenli kelimeleri kullanmak bir özenti hâlinde yayılmaktadır.

İşyerlerinin adlarının tamamen yabancı sözcükler içermesi ana caddeleri dolaşan herkesin dikkatini çeker.

Rahatladım yerine “relax oldum”un, “uluslararası”nın yerine “enternasyonel”in, “tamam”ın yerine “okey”in kullanılması son derece yanlış ve rahatsız edici bir durumdur.

Toplum olarak güçlü bir devlet oluşturabilmek için dilimize gereken saygıyı göstermeliyiz. Bilgi ve kültürü yeni kuşaklara aktarmaya yarayan dilin yavanlaşması, cılızlaşıp yok olması Türklük bilincini de ortadan kaldıracaktır.

Dilimiz her kavrama karşılık bulabilme gücüne sahiptir. Türkçenin esnek dokusu tüm dil otoriteleri tarafından kabul edilmektedir.

Türkçenin korunmasıyla ilgili çok söz söylenebilir. Ancak okuyucuların değerli vaktini almamak için sözlerimi Türkçeye ilişkin güzel bir şiirle sonlandırmak istiyorum.

 

Karamanoğlu Mahmet Bey’i arıyorum

 

Karamanoğlu Mahmet Bey’i arıyorum.

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı: “Bugünden sonra divanda, dergâhta, mecliste, meydanda Türkçe’den başka dil konuşulmaya” diye.

Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını,

Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, fermana uyan var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim.

Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere.

Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo,

Sunucunun spiker,

Gösteri adamının showman,

Radyo sunucusunun discjokey,

Hanım ağanın first lady,

Dükkânın store,

Bakkalın market,

Torbanın poşet,

Mağazanın süper, hiper, gross market,

Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlan tahtasının bilboard,

Sayı tablosunun skorbord,

Bilgi alışının brifing,

Bildirgenin deklarasyon,

Uğraşın hobi olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,

Beldelerin girişinde welcome,

Çıkışnıda goodbye okuyanınız var mı?

Korumanın bodyguard,

Sanat ve meslek pirlerinin duayen,

İtibarın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Alanın platform, merkezin center,

Büyüğün mega, küçüğün mikro,

Geçmişe özlemin nostalji olduğunu öğreneniz var mı?

İş hanının plaza, bedestenin galeria,

Sergi alanının showroom,

Büyük şehirleri mega kent diye gezeniniz var mı?

Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,

Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,

Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,

Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsor diyeniniz var mı?

Bilgisayarı computer, hava yastığına airbag,

Çarpıcı, önemli haber, flash haber,

Yaşa, var ol sevinçleri, oley, oley,

Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,

Dilimizin talan edildiğini,

Özün el diline özendiğine, içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi unuttuk,

Şarkılarımızı, türkülerimizi kaybettik,

Tükçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum,

Göreniniz, duyanınız, bileniniz var mı?

Bir ferman yayınlamıştı...

Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?

 

 

MESLEKİ EĞİTİM

ALİ ÖZDEMİR

Türkiye’nin nüfusu her geçen gün biraz daha artarken, insanların ihtiyaçları da sürekli artış göstermektedir. Atalarımızın söylediği “bir lokma bir hırka” şeklindeki yaşam biçimini artık kimse benimsememektedir. Bu kapsamda, ihtiyaçların karşılanabilmesi için üretimi artırmaktan başka seçenek yoktur.

Bilgisiz, mesleksiz, yeteneksiz insanlarla üretim yapmak mümkün değildir. Toplumsal sorunlarımızın bir çoğunun kökeninde düşük üretimden kaynaklanan yoksulluğun yattığı açıkça görülebilmektedir.

Üretimin az olması gelir dağılımını da bozmaktadır. Çalışıyor gibi görünen, aslında üretmeden maaş alan yüzbinlerce insan parazit gibi yaşama yolunu normal görebilmektedir. Hükümetlerin sık sık değişmesi, iktidar yılının ortalama iki yıl olması, yanlış politik kadrolaşmalara neden olmaktadır. Güçlü, halkın büyük çoğunluğunun desteğini almış hükümetler düze çıkma ihtimalimizi artırıcı bir kaldıraç olmaktadır.

3,5-4 yıl arasında olan ortalama okumuşluk düzeyimizi 10 yıl seviyesine çıkarmanın yanında çocuklarımızın yüzde 65’ine mesleki eğitim vermeden güçlü bir ülke hâline gelmemiz mucizelere bağlıdır.

Sanayi tesislerini işleten “meslekli” insanların sayısı artmaz ise dışardan gelip yatırım yapan girişimci kendi işçisini de yanında getirme yolunu seçecektir.

21. yüzyılda Dünya’nın en güçlü ilk 10 ülkesi arasına girmek ana hedefimizdir. Şu anda Dünya’daki 184 ülke arasında ekonomik büyüklük olarak 17. sırada olan ülkemizin ilk 10 ülke arasına girebilme potansiyeli mevcuttur.

Meslek öğreten okullarımızın artmasına paralel olarak refah seviyemiz yükselecek ve bir çok toplumsal sorunumuz çözüme kavuşacaktır.

Meslek okullarının sayısının artmasının yanında teknik gelişmelere göre donatılması da çok önemlidir. Karatahta ve tebeşir kullanılarak yapılacak meslekî eğitim kaynak ve zaman israfından başka bir işe yaramaz.

 

“Vatandaş Türkçe konuş”

ALİ ÖZDEMİR

Osman bey sabah saat 7’de Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi. WC’ye uğradıktan sonra banyoya gecti. Clear şampuanı ve Protex sabunuyla duşunu aldı. Colgate ile dişlerini fırçaladı. Rowenta saç kurutucuyla saçlarını kuruttu. Bill’s gömleğini ve Pierre Cardin takımını giydi. Lipton çayını içti. Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri izledi.Citizen kol saatine baktı. Geç kalıyorum diye düşünerek aile fertlerine çav deyip Mitsubishi otomobiline bindi. Otobana çıkınce Blaupunkt radyosunu açarak rock müziğe istasyonu ayarladı. Ağzına bir Polo şeker attı.

Şehrin göbeğindeki mega centerindeki ofisine varınca Compaq bilgisayarını çalıştırdı. Microsoft Excel’e girdi. Ofisboydan Nescafesini istedi. Saat 10’a doğru açlığını yatıştırmak için Grissini yedi. Öğlen Wimpy’s fast food kafeteryaya gitti. Ayak üzeri Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi. Camel sigarasını yakıp Star gazetesini karıştırdı.

Akşam üzeri iş çıkışı Image Bara uğrayıp cips ile içkisini içip köşedeki Shopping Center’e uğradı. Eşinin sipariş ettiği Persil Supra deterjan, Ace çamaşır suyu, Palmolive şampuan, Gala tuvalet kâğıdı, Sprite gazoz ve Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı. Bonus kartıyla faturayı ödedi.

Hafta sonu eşi Münevver’le Galeri’aya giden Osman bey showroomları dolaşıp Kinetix ayakkabı, Lee Cooper blue jean satın aldı.

Akşam evde bir gazetenin verdiği TV Guide’a göz atan Osman Bey kanallar arasında zapping yaparak First Class, Top Secret, Paparazzi gibi programları izledi. Bunlar izlenirken Osman bey Outdoor dergisini karıştırdı. Münevver hanım Vogue dergisindeki soap magazinleri okudu. 16 yaşındaki Mücahit’te Blue Jean dergisindeki pop starlarının resimlerini kesti.

Saat 22’ye doğru Show adlı bir kanalda Türk dilinin ana konu olduğu bir panel başladı. Uykusu kaçan Osman bey bu yayını izlemeye başladı. Programın ortalarına doğru söz alan Saint Benoit Lisesi çıkışlı Harvard mezunu, Rolex kol saatli bir entelektüel “Dilimiz Türkçe her geçen gün biraz daha dejenere oluyor. Bu realiteyi ele almanın zamanı geçmek üzere. Dogmatik, statükocu yaklaşımlara kapılmadan problemi irdeleyip çözmeliyiz” diye konuştu. Bunun üzerine Osman bey kendi kendine “çok doğru bir analiz” diye söylendi.                          

 

VERİMLİ ZAMANLAR

Vücudun, kendisini günün saatine göre düzenlemesi bilimi olan kronobiyolojiye göre her eylemin bir saati var.

Doktorlar; vücudun, kendisini günün saatine göre düzenlemesine kronobiyoloji adını verirken, hangi saate hangi tepkiyi verdiğini şöyle sıralıyor: 

07:00: Kortizon salgılamasıyla organizma uyanır. Vücut zayıf olduğu için spor yapmaktan kaçınmakta fayda var.

08:00: Bedenin en dingin olduğu devredir.

09:00: Sindirim sisteminin en iyi çalıştığı saattir.

10:00: Organizma faaliyete hazırdır, insanın en yaratıcı ve dinamik olduğu saatlerdir.

11:00: Vücudun en verimli olduğu saattir.

13:00: Vücut formdan bir hayli düşer. Verimlilik gün ortalamasının yüzde 20 altındadır.

15:00: Enerji geri gelmiştir, bellek maksimum formunu yaşamaktadır. Ama bu enerji sabahkinden azdır.

16:00: Tansiyon ve dolaşım çok en iyi durumdadır.

17:00: Organların faaliyeti en üst düzeydedir. Böbrekler ve mesane çok çalışır.

18:00: Vücudun kendini motive etmeye çalıştığı zamandır.

19:00: Tansiyon ve nabız tembelleştiği için, tansiyon düşürücü ilaçlar tehlikeli olabilir.

20:00: Akşam yemeği için en uygun saattir.

22:00: Sindirim organlarının günlük görevi sona ermiştir. 

23:00: Tam dinlenme saatidir.

24:00: Metabolizmanın faaliyeti giderek azalır.

01:00: Verimlilik en alt düzeydedir.

03:00: Bedensel ve ruhsal olarak durgun saattir.

05:00: Hormon salgılaması giderek yükselir, kaybolan enerji geri gelir. Vücut, yeni bir gün için hazırlanmaya başlar.

 

İzzet Baysal 

 Ne zaman zamanın acımasızlığı karşısında eğilip bükülmüş asırlık bir ahşap konak görsem, aklıma rahmetli Gülferiz amcamın hiç dilinden düşürmediği koca Yunus'un dörtlüğü gelir:

'Mal sahibi, mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Mal da yalan, mülk de yalan

Var biraz da sen oyalan'

Bu dörtlüğü aklına yaz, ondan sonra sağına soluna bakın, yeryüzünde gördüğün her zerre üzerine, ciltler dolusu kitap yaz..

Geçmişi ve kıyamete kadar sürecek geleceği düşünerek..

Ve de yaşam tarzını, hırslarını, yaptığın ettiğin, yapacağın her şeyi gözden geçirerek..

Bolu'da pek muhterem bir insan anılıyor!

Adı İzzet Baysal!

İzzet Baysal, 2000 yılının 5 Mart'ında, tüm malını mülkünü bu dünyada bırakıp, cepsiz bir kefene bürünerek, gerçek aleme göç etti..

Ama malını da, mülkünü de ebedileştirerek!

Türkiye'ye tam 115 eser bırakarak!

Bugün Türkiye'ye bıraktıklarının toplam bedeli, bugünün parasıyla, 72 trilyon 392 milyar ediyor!

Okullar, hastaneler, dispanserler..

Ve koskocaman bir üniversite!

Abant İzzet Baysal Üniversitesi!

İzzet Baysal'ın bıraktıklarıyla, bu üniversiteye geçen yıl 8 trilyon harcandı..

Şimdi de bu üniversitenin bünyesinde, Türkiye'nin ikinci büyük tıp fakültesi kuruluyor!

Artık, batı Karadeniz insanı, sağlığına kavuşmak için, taaa İstanbul'a, Ankara'ya taşinmayacak..

Bolu'nun nüfusu 84 bin..

İzzet beyin kurduğu üniversitede okuyanların sayısı 15 bin!

Bolu ekonomisine 15 bin insanlık bitip tükenmeyecek bir katkı!

Bolu insanın büyük çoğunluğu; İzzet beyin kurduğu doğumevinde hayata gelip, İzzet beyin yaptırdığı ilkokulda, sonra lisede, belki de en sonra üniversitede okuyor..

Böbrek hastaları, onun kurduğu diyaliz ünitelerinde hayat bulup, evlerine çocuklarının yanına dönüyor..

Bolu yakınlarında trafik kazası geçirenler, onun kurduğu acil servislerde yaşama dönüyor..

Ben bunca yıllık yaşamımda, İzzet Baysal beyefendiyi, hiçbir zaman televizyonlarda, gazetelerde; hükümetlerin icraatından yakınırken, vergiden şikayet ederken, tahsislerin azlığına ağlarken görmedim!

Gazetelerin, dergilerin sosyete sayfalarında, televizyonların televole programlarında, yakınlarının düğününde şarkıcıların kafalarından dolar dökerken de görmedim!

'Adam', Bolu dolaylarında, tüm bir ömrü üreterek sessiz sedasız geçirmiş..

İşsize iş, ekonomiye fayda üretmiş..

Ürettikçe de, ürettiklerini hayır işlerine çevirmiş..

Üretilenlerin, tümünün bu dünyada kalacağından çok emin olan bir hayırsever Bolu Beyi!

Bence Bolu'dan geçen herkes, İzzet Baysal beyefendinin ruhuna bir Fatiha okumalı..

Sonra da İzzet Baysal Caddesi üzerindeki 'Ünlü Sirkecisi'ne uğrayıp, şifa kaynağı olan, özellikle tansiyon ve damar rahatsızlığına iyi geldiğine inandığım 'Alıç Sirkesi' almalı..

Alıç!

Yunus Emre'nin yıllarca dağlardan toplayıp, Taptuk Dergahı'na götürdüğü 'alıç', şimdi yaşi 70'in üzerindeki Kemal Ünlü muhteremin elinden şifa oluyor..

Buradan, Izzet beye vefada kusur etmeyen tüm Bolu halkini, Valiligi ve Belediye Başkani'nı kutluyorum ve de o muhterem hayırsever adama bir daha Allah'tan rahmet diliyorum..

Benden selam olsun Bolu beyi İzzey Baysal'a!

Madem Yunus'la başladik, yine onun bir şiirinin iki dörtlügü ile yaziyi bitirelim:

Yalanci dünyaya konup göçenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

Üzerinde türlü otlar bitenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

* * *

Topraga gark olmuş nazik tenleri

Söylemeden kalmiş tatli dilleri

Gelin duadan unutman bunlari

Ne

söylerler ne bir haber verirler.

 

===============================================================

 

Öğrenmede verimi yükseltme yolları

 *Günde 7-8 saat uyuyunuz.

*Kahvaltı yapmayı ihmal etmeyiniz. "Sabahları kıtlıktan çıkmış gibi ye. Öğle yemeğini arkadaşınla paylaş. Akşam yemeğini düşmanına ver" şeklindeki İngiliz atasözünde de vurgulandığı gibi sağlıklı yaşam için dengeli beslenmenin çok önemli olduğunu unutmayınız.

*Derslere ön hazırlık yaparak giriniz.

*Dersi derste öğrenmeye çalışınız.

*Öğretmene soru sormaktan kaçınmayınız.

*Öğrendiğiniz konuları aynı gün mutlaka tekrar ediniz.

*Televizyonun zamanınızı öldürmesine fırsat vermeyiniz.

*Bünyenizin dinç olması için sportif çalışmalar yapınız.

*Yatarak, soğukta, sıcakta, kalabalıkta, yetersiz ya da fazla aydınlatmada yaptığınız çalışmaların verimli olmayacağını biliniz.

*Yazarak çalışınız. "Âlem unutur kalem unutmaz" şeklindeki Türk atasözünde de vurgulandığı gibi, yazmanın beynin algılama derecesini artırdığını aklınızdan çıkarmayınız.

*20-30 dakikalık çalışmalardan sonra 5-10 dakika ara veriniz.

*Konuları çalıştıktan sonra kendi kendinize sorular sorarak öğrenme durumunuzu belirleyiniz.

*Kitaptan çalışırken önemli gördüğünüz kısımları işaretleyiniz ya da satır altlarını çiziniz.

*Bünyenizde herhangi bir rahatsızlık varsa mutlaka hekime görününüz.

*Günde 2-4 saatinizi kendinizi geliştirmeye ayırınız. Yani, hergün bilgi birikiminizi biraz daha artırmak için çalışma yapınız.

*Çinlilerin dediği gibi: "Duyduğumu unuturum, gördüğümü hatırlarım, yaptığımı öğrenirim" sözünde vurgulanan öğrenme modelini benimseyiniz. Yani, teorisini öğrendiğiniz bir konunun uygulamasını yapmaya çalışınız.

Ali Özdemir

 

 

Huzurlu yaşayabilmek için öneriler

Ufak şeyleri dert etmeyin.

Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.

Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.

Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.

Sevgi kapasitenizi geliştirin.

Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.

Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.

Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.

Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.

İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.

Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.

Sabır geliştirme egzersizleri yapın.

Sevgi elini önce siz uzatın.

Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?

Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.

Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.

Strese dayanma gücünüzü azaltın.

Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.

Şunu sıkça tekrar edin: Hayat ‘acil bir durum’ değildir.

Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.

Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.

Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.

Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.

Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.

Daha iyi bir dinleyici olun.

Eleştirme isteğinizi bastırın.

Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.

Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.

İpin ucunu biraz bırakın.

Bir bitki yetiştirin.

Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.

Erken kalkmaya alışın.

En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.

Konuşmadan önce derin bir soluk alın.

Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.

 Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.

Zihninizi sessizleştirin.

Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.

Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.

Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.

İç dünyanız için zaman ayırın.

Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.

Hayatı olduğu gibi kabul edin.

Yüreğinizin sezgisine güvenin.

Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.

Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.

Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.

Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.

Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.

Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.

Rasgele iyilikler yapın.

Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.

Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.

Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.

Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.

Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.

Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.

Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.

Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.

Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın: Her şeyin bir başlangıcı ve bir

sonu vardır.

Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.

Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.

Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin

Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.

Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.

Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.

Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.

Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.

Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.

Başkalarını suçlamayı bırakın.

Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.

Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.

Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.

Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.

"Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.

Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.

Yaşamınızı sevgiyle doldurun.

Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.

"Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin.

 

 

Bir babadan her zaman geçerli öğütler...

'Birkaç yıl önce oğlum, koleje gitmek için evden ayrılırken ona bazı önerilerde bulundum. Bu öneriler, 'Yaşam İçin Öğütler' el kitabı haline geldi. O zamanlar listenin tam olduğunu düşünüyordum. Ama

Şimdi eklemek istediğim diğer öneriler hakkında düşünmeye başladım. Ve şu eklemeleri yaptım' diyor Amerikalı yazar Jackson Brown.

'Bir babadan her zaman geçerli öğütler' başlığıyla, Popüler Bilim Dergisi'nin Aralık 1993 sayısında yer alan bu 'ek öğütleri' sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hiç kimsenin hayalleriyle dalga geçme.

Unutma! Çocuklarınla geçirdiğin zaman, hiçbir zaman boşa geçmiş sayılmaz.

Fıkra anlatmadan önce mutlaka bir prova yap.

Kıyafetlerini denemeden alma.

Küçük bir tartışmanın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.

Arada bir kuyrukta arkanda duranlara, önüne geçmelerini teklif et.

Eşinin yaşgününde kaynanana çiçek gönder.

Merdiven, uzatma kablosu ve bahçe hortumu alırken, ihtiyacın olandan fazlasını al.

Hiçbir aile geleneğini ilk bozan sen olma.

Biri sana bir adres tarif ediyorsa, en az iki kere daha tekrarlamasını iste.

Hava karardıktan sonra araba yıkama, ot biçme ve yılbaşı ağacı satın alma.

Her fırsatta çocuğunun elini tut. Çünkü sonra bunu yapmana izin vermeyebilir.

İnsanlara umduklarından fazlasını ver, ama isteyerek yap.

Seni kendine örnek alan biri her zaman olacaktır. Onu yüzüstü bırakma.

Müdürüne ne kadar dostça davranıyorsan, odacına da o kadar dostça davran.

Biri sana cevaplamak istemediğin bir soru sorarsa, gülümse ve 'Neden öğrenmek istiyorsun?' de.

Yolculuk zamanını yüzde 15 fazlasıyla hesapla.

Haklarını koru ama nezaketi elden bırakma.

İyi bir fikri, sırf söyleyeni sevmediğin için bir kenara atma.

Birinden özür dilerken gözlerinin içine bak.

Dürbünle bakarken, dürbünün ipini boynuna geçirmeyi unutma.

Başkalarının yanında karın ve çocukların hakkında hoş olmayan şeyler söyleme.

Ne kadar yaşlanırsan yaşlan, anneni her gördüğünde sarıl ve öp.

Dua et. Duanın verdiği güç başka hiçbir şeyde yoktur.

Dişlerini kravatını takmadan önce fırçala.

Saç tıraşına ihtiyacın olup olmadığını berbere sorma.

Eğer 20 dakikadan fazla geç kalacaksan, eve haber ver.

Unutma, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.

Üzüldüğün veya resim yaptığın zaman nerede duracağını iyi bil.

Cesur ol. Tanrı cesareti sever ve sana hayal bile edemeyeceğin kadar yol gösterir.

Babanı ara.

 

===============================================================

 

 Radyasyondan korunmak için pratik önlemler

-Elektromanyetik etkiyi azaltmak için elektrikli aletleri kendinizden mümkün olduğunca uzakta çalıştırın,

-Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösterin ya da ekran filtresi kullanın,

-Halojen ve floresan lambaları mümkünse kullanmayın,

-Televizyonunuzu stand-by'da bırakmayın, çünkü o sırada da radyasyon yaymaya devam ediyor,

-Televizyon ekranından en az 2 metre uzakta bulunun,

-Elektrikli saat, radyo ve alarmı başucunuzda bulundurmayın,

-Cep telefonunu kullanmadığınız sürece kapalı tutun. Gerekmedikçe cep telefonu kullanmayın. Açık durumda kalp üstünde, bel ve göğüste bulundurmayın,

-Cep telefonunuzu kendinizden uzak mesafeye bırakın. Tercihen 1 metre mesafeden kulaklıkla konuşun,

-Elektrikli battaniye kullanmayın,

-Saç kurutma makinesinin manyetik alanı çok yüksek olduğu için sürekli yerine, kısa aralıklarla kullanın,

-Mikrodalga fırın çalışırken en az 1 metre uzakta durun.

-Elektrikli tıraş makinesi kullanmayın veya şarjlı kullanın,

-Cep telefonu baz istasyonlarının evinizin çatısına, okullara veya yakın çevreye kurulmasına izin vermeyin."

 

===============================================================

 

CEM YILMAZ’DAN

İlahi Azrail, sen adamı öldürürsün.

 

Sık sık ameliyat olun, içiniz açılır.

 

Oğlumun adını mafya koydum, artık ben de mafya babasıyım.

 

1959'da içilen kahvelerin hatırı doldu, duyurulur.

 

Sizde bit şampuanı var mı? Kirlendi hayvancıklar.

 

Bende seytan tüyü yok, epilasyonla aldırdım.

 

Size yapılmasını istemediginiz şeyi başkasına yapın.Çok zevkli oluyor.

 

Ölüm korkusu sürekli değil, mezarda biten geçici bir duygudur.

 

Şiddete karşı savas açın, şiddet yanlılarını kurşunlayın.

 

Beşbinkere söyledim; abartmayı bırak.

 

Eger turist sezonundaysak, neden onları avlayamıyoruz?

 

Bu tüp bebek hatalı; hep gaz kaçırıyor.

 

Yes abicim. Türkçe eğitime benden de okey!

 

Bir fil elektrik direğinden daha yüksege zıplayabilir mi? Elektrik direği zıplayamaz ki...

 

Selam! Ben Aydan Sener.Hadi yaa.Ben de dünyadan Neil Armstrong.

 

Çocugun biri bir gün kafasını islatmadan yıkamaya baslamış.Annesi de "oglum hiç saç ıslatılmadan şampuanlanır mı?" deyince çocuk: ama anne bu sampuanda kuru saçlar için yazıyor.

 

Ey yükselen yeni nesil! In ulan asagı!

 

Son gülen sen olacaksin. Çünkü geç anlıyorsun

 

 

 

ANA SAYFAYA DÖN

...::: Son Dakika Haberleri :::...